Aydın Doğan’a açık mektup

Posted on October 14th, 2009, by M. Kıvanç Önder
Sayın Aydın Doğan,
Bu mektubu size, eski bir çalışanınız kimliğimle değil, içerisinde bulunduğunuz ahval ve şeraitin getirdiği zor günleri aştıktan sonra, bugüne kadar olduğunuzdan çok daha başarılı bir medya patronu olacağınıza can-ı gönülden inanan alelade vatandaş kimliğimle yazıyorum.
Ve muhtemelen de hiçbir zaman okumayacağınız bir mektup yazıyorum.
Öncelikle size bu “vatandaştan” bir parça bahsetmek isterim:
Bu vatandaş, zaman zaman kızsa da, dert yansa da ülkesini çok seven bir vatandaş.

Yurtdışında geçirdiği altı seneyi altmış sene gibi hissetmiş ve sonunda da bir geceyarısı ansızın ülkesine dönmüş bir vatandaş.
Mustafa Kemal Atatürk’ün, O’nun devrimlerinin ve gösterdiği yolun sulandırılmasına asla izin vermemekte kararlı bir vatandaş.
Ne aşırı solcu, ne aşırı sağcı bir vatandaş.
Evet, siyasi ideoloji bakımından sosyal demokrasiyi benimsemiş olmakla birlikte, bu ideolojinin bugünkü karşılığı olan siyasi partinin de durumunu ve eylemlerini, politikalarını acımasızca eleştirebilen bir vatandaş.
Mevcut iktidar ile görüşleri taban tabana zıt olan, 12 Eylül sonrası hakim kılınan depolitizasyon rüzgarına karşı kendisini okuyarak, araştırarak korumaya almış bir vatandaş.
Bu vatandaş -kızmayın ama- bir medya patronu olarak geçmişteki kimi olaylara göz yumuşunuzu da eleştirmiş, eleştiren bir vatandaş.
Bu vatandaş, gazeteci ile polemik kumkuması arasındaki farkı bilen bir vatandaş.
Konumuzla doğrudan bağı olmamakla birlikte bu vatandaş beş sene boyunca sizin şirketlerinizde çalışmış, bayramlarda gönderdiğiniz çikolataları yerken genelde içeriği çok değişmeyen, sarı zarflı mektubunuzu okumuş bir vatandaş.
Şirketlerinizde çalışırken de profesyonellik açısından pek çok defalar bu şirketleri sorgulamış eleştirmiş bir vatandaş.
Olur bunlar, normaldir. Çalıştığı kurumu eleştirmeyen kim var ki?
Ve son olarak bu vatandaş, her ne olursa olsun patronu olmanızdan dolayı sizi her zaman saygıyla anmış bir vatandaş.
Bu vatandaş vefanın ne olduğunu bilen bir vatandaş.
Çok zor bir dönemden geçtiğinizi üzülerek izliyorum.
Kim ne derse desin, kelime oyunları, resmi açıklamalar, kurumlar ve manşetler ne yazarsa yazsın, bir medya patronu olarak varlığınızın sona erdirilmeye çalışıldığını görüyorum, biliyorum.
Ne acıdır ki kocaman, güçlü, kaslı, yapılı bir Yunan heykelinin parça parça edilişini, un ufak oluşunu izlerken üzülüyorum. (Kimileri diyor ki “o kasları nasıl yaptığına bak sen önce”)
Geçmişteki tüm hatalarınıza ya da himayenizde çalışan gazetecilerinizin, yöneticilerinizin tüm hatalarına rağmen ben bir medya patronu olarak sizin hayatta kalmanız gerektiğine inanıyorum.
Ve en önemlisi İlahi Adalet’e inanıyorum.
Ve eminim ki bu zor günlerde gece yatağınızda siz de geçmişte yaptığınızı düşündüğünüz ya da bildiğiniz hataları aklınızdan geçiriyorsunuz.
Koca bir imparatorluk dize getirilmeye çalışılıyor, yüzlerce profesyonel yöneticiniz, onlarca hukukçunuz, danışmanlarınız gece gündüz sizin için teknik çözümler üretmeye uğraşırken siz eminim ki bambaşka şeyler düşünüyorsunuz.
Oturduğunuz koltukta, kanepede bakışlarınız uzaklara dalıp gidiyor belki de bazen, kimbilir.
Belki akşamları yorgunluğunuzu atmak için aldığınız iki tek rakıyı da biraz arttırdınız bu günlerde.
Belki aileniz, ilk defa bu dönemde, her zamankinden çok daha büyük bir anlam ifade ediyor sizin için, eşinizin elini belki ilk defa bu kadar sıkı ve içten tutuyorsunuz.
Boynunuzun yarısı bir giyotinin tam altındayken siz nasıl huzurlu olabilirsiniz ki…
Size bu satırları yazan “vatandaş” genç bir vatandaş… 31 yaşında.
Yani sizin yarı yaşınızda bile değil.
Ve herkes gibi bu vatandaş da hayatında hatalar yaptı, yapacak da.

Tıpkı sizin yaptığınız gibi, arkadaşlarının, dostlarının, öğretmenlerinin, yöneticilerinin, şairlerinin, yazarlarının, sinemacılarının, şarkıcılarının yaptığı gibi…

Siz de yapacaksınız.
İnsanız hepimiz ve hatalar bizlere mahsus.
Dünya çapında sayılı insanın sahip olabildiği kadar büyük bir servetiniz var.
Hoş, herşeyi de para için yapmadığınızı biliyorum, hissediyorum.
Mevcut güç ve ilave her birim gücün verdiği ihtiras, bazen insanın başını döndürüyor, daha fazlasına uzanmaya zorluyor belki insanı.
Büyüdükçe, güç arttıkça odağına girdiğiniz silahların da sayısı artıyor.
Belki tek tek atılan mermiler canınızı acıtmıyor uzunca bir süre ancak günün birinde gözünü kan bürümüş bir avcı çıkıyor, üzerinize havan mermileri yağdırıyor.
Bedeniniz delik deişk oluyor, ortalık kan gölüne dönüyor.
Canınız acıyor, yere düştüğünüzde gözleriniz hala aralık ve kendi hayatınız film şeridi gibi gözlerinizin önünden geçiyor.
Hatalarınız, acımasızlıklarınız, yanlışlarınız, seçtiklerinizin yanlışları… Pişmanlıklar, iç hesaplaşmalar, “keşke yapmasaydım” diye geçirilen düşünceler…
Derken tüm organlarınızı kaplayan kan, üzerinize çöken yorgunluk, alıp verilen son nefesler ve kapanan gözler…
Ebedi bir uykuya çekiyor sizi.
Oysa bu vatandaş, tüm hatalara rağmen, geçmişteki onca olan bitene rağmen sizin “kötü kalpli” bir insan olmadığınızı biliyor.
Evet, siz “iyi” bir insansınız.
Siz, rakipleriniz size kötü dediği için “kötü” ya da yandaşlarınız iyi dediği için” iyi” bir insan değilsiniz.
Siz, hatalar yapmış olan “iyi” bir insansınız.
Herkes gibi.
Siz büyüdükçe hatalarınız da büyüdü, tek sorun buydu.
Olsun…
Bu “vatandaş” biliyor ki bugün siz diz çökerseniz, yarın akbabalar ziyafet çekecek.
Abdi İpekçi’nin “biriciki” Milliyet, Simavi’nin “gözünün nuru” Hürriyet, sizin “çocuklarınız” olan bu milli değerlerimiz ve diğer yayın organlarınız yarın belki de “Anayasa’nın ilk üç maddesinin değiştirilmesi” yolunda ince ayarlanmış başlıklar atıyor olacaklar.
Belki yarın Milliyet ve Hürriyet’in manşetleri “Kıbrıs’ı verelim, kurtulalım” demeye başlayacaklar.
Belki de “Milli Birlik Projesi”nin içini doldurmak için kürek çekiyor olacaklar…
Belki de hukuku, yargıyı sulandırmak için köşe yazıları yazılacak yarın, öbür gün o köşelerde.
Kimbilir, belki de Mustafa Kemal Atatürk’Ün biz gençlerin bekçiliğine emanet ettiği ne kadar değer varsa hepsini iğne ucuyla milim milim oyan satırlar, cümleler yer bulacak kendine Milliyet’in, Hürriyet’in sayfalarında.
Hatta belki sayfa sayıları azalacak, zaman içerisinde de yüzüne bakılmayacak hale gelecek hepsi.
Kusura bakmayın ama sizin bize, önce Türkiye’ye, sonra gençlere bir borcunuz var.
Verginizi mi ödemediniz? Gerekiyorsa elbirliği ile öderiz.
Geçmişte kurmamanız gereken ilişkiler mi kurdunuz? “Olana ve ölene çare yok” der, yine yolumuza bakarız.
Bizler vefalı insanlarız, “geçmişten ders alıp geleceğe bakalım” demesini biliriz.
Türk insanını ruhunda, genlerinde affetmek vardır.
Kin besleyemeyiz biz.
Sizin de herşeyiniz kötü değildi ya…
Hadi diyelim ki kimilerinin yazıp çizdiği kadar kötü bir insansınız.
Yine de geleceğimiz için, Türkiye’nin geleceği için sizden daha büyük tehditler ve tehlikeler olduğunu söyler bu vatandaş da onlara.
Bu günleri pes etmeden atlatacaksınız.
Buna mecbursunuz.
Borcunuz varsa ödeyeceksiniz.
Cezanız varsa çekeceksiniz.
Gerekiyorsa ceketinize kadar satacaksınız.
Ama ertesi sabah yine dimdik ayağa kalkacaksınız.
Ve ne olursa olsun çökmeyecek, ihtiyarlamayacaksınız.
Siz “eski kurtsunuz”.
Ve…
Bize, gençlere bir gelecek borcunuz var.
Bize bir Milliyet, bir Hürriyet borcunuz var. Onları unutturmayın bize.
Bize bir “geçmişinizle yüzleşme” borcunuz var.
Bize bir “Aydın Bey” borcunuz var.
Bu yazıyı okuduktan sonra Holding binasının girişindeki sağlı sollu duran o tablolara tekrar bakın, derin bir nefes alın.
Ve asansörle değil, merdivenlerden çıkıp masanıza oturun.
İyi insanlar da hata yaparlar.
Ben size inanıyorum.
Kış bitip de bahara girerken tertemiz, manen hafiflemiş bir “medya patronu” olacağınıza da yürekten inanıyorum.
Haydi, gelin, tüm fazla yüklerinizden arınıp bir “medya patronu” olun.
Bir “Babıali” patronu olun.
Biz sizden benzin, mazot, CD, DVD, dergi, dijital yayın almasak da yaşarız.
Öyle ya da böyle, siz de yaşarsınız.
Ama bugün size düşen sadece ve sadece Milliyet ve Hürriyet’i korumaktır.
Yayın politikalarındaki hatalar, çarpıklıklar, yaptırımlar ise apayrı bir konu.
En azından bu yazının konusu değil.
Bu vatandaş sizin her hatanızı, her kusurunuzu affeder.
Ama Milliyet ve Hürriyet ile akbabaların ziyafet çekmesine göz yummanızı affedemez.
Şimdi birileri yine bu satırların altındaki anlamı anlamadan ya da anlamak istemeden saldıracak, hamle yapacak.
Olsun…
Ben doğru bildiğimi yazdım.
İmkanım olsa sadece sizin okuyabileceğiniz şekilde zarfa koyar, postalardım; herkese göstermeden.
Ama düşündüm ki birilerinin de “ticari olarak” değil de “insan olarak” sizi anlamaya çalışması gerekiyor.
Ben bunu yaptım.
Çünkü, dedim ya, sizin “kötü” bir insan değil, hatalar yapmış “iyi” bir insan olduğunuzu biliyorum.
Ve artık şirketlerinizle, ailenizle müspet ya da menfi herhangi bir bağım olmadığı için de yanlış anlaşılma kaygısı taşımadan kalem oynatabiliyorum.
Çünkü artık gerçekten de bir vatandaş olarak size mektup yazma lüksüne sahibim.
Saygılarımla,
M. Kıvanç Önder
StumbleUpon.com

Tags: , , , , , ,

Leave a Comment