Bir “dijital guru” profili

Posted on April 7th, 2009, by M. Kıvanç Önder

Her erkek çocuğunun hayatının bir bölümüne damgasını vurmuş bir “rocker” olma gerçeği vardır. Çoğunlukla ortaokul yıllarının sonları ile lise çağlarının başlarını kapsar. Bu dönemin en beylik tartışmaları arasında yer alan ve çokça da espriye konu olmuş “Metallica mı Sepultura mı” ya da genel anlamda “Metallica mı XYZ mi” tartışması vardır. Kendisini mainstream akım dışında pozisyonlamak ve müzikal bilgi, zevk açısından kitleden farklı olduğunu vurgulamak isteyenler, uğraşır didinir, kimsenin adını sanını bilmediği, müzikal başarısı da çoğunlukla ayaklar altında olan grupları bulur, bunların “kasetlerini” alırdı. “Bilinmeyeni bilme” yoluyla genelden ayrışma, farklı olma stratejisinin ürünü bu hareketlerin uygulayıcıları, “mainstreamcilere” de hep şu mesajı verirlerdi: “Sen bu müziği anlamazsın çünkü bu kakafoni içerisinde rock/hard rock/metal kültürüne dair acayip mesajlar var”… O mesajların ne anlamı var idiyse artık… Her neyse, gençlik çağlarının da en önemli meseleleri bunlardı. “Rockçı mısın popçu musun?” ayrışmasına hiç girmiyorum zira aşağıdaki yazıda bahsi geçen kitle, tipoloji olarak daha bir “rocker” duruyor.

Günümüzde de birtakım insanlar, özellikle de dijital dünyanın kurallarının Türkiye’de tam olarak oturmamışlığından yararlanarak kendi kendilerine birtakım payeler, nişanlar, ünvanlar verip orkestra yönetmeye soyunur oldular. Bu kişilerin ünvanları muhtelif: “Dijital Trend Belirleyici, Trendsetter, Trend Analyst, Digital Supervisor, Digital Guru…” Dürüst olmak gerekirse ben ne bu ünvanları, ne de bu insanların hangi amaca hizmet ettiklerini anlamış değilim, anlayacağımı da sanmıyorum. Ancak içimde çok yoğun bir his bana bu kişilerin, siyasetteki “danışman, danışmanın danışmanı, müşavirin başdanışmanı, özel kalemin stratejik danışmanı” gibi sırf o kişiler istihdam edilsin diye yaratılmış koltuklara yerleşmiş kişilere benzer profiller olduğunu söylüyor.

Dijital dünya ile ilgili onlarca konferansa, seminere gittim. Açık konuşayım, bilmediğim birşeyleri bana söyleyen birinlerine hiç rastlamadım. Çünkü zaten bu işlerin içerisindeki kişiler, bu işleri bilirler, bilmeleri gerekir. Bu tür konferansların da birtakım yayın kuruluşlarını, organizatörlerini maddi olarak ihya eden ya da o niyetle düzenlenen etkinlikler olduğunu düşünürsek esas amaç zaten kimsenin birşeyler öğrenmesi değildir. Dillendirilmeyen esas amaç, kokteyl ortamlarında iş ilişkileri kurmak, “sponsor” diye sisteme dahil edilmiş birtakım kurumların, markaların paralarını almak ve ağızlarına bal çalmak adına onlara birer stand alanı vermek, birtakım adamları da sahneye çıkartıp anlatacaklarını dinlemek. Elbette esas niyeti ifşa etmek, etkinliğin sorgulanmasına yol açacağından “mış gibi” yapılan ve minareye giydirilen kılıf oluyor bu tür “konuşmacılar ve onların sunumları”.

Son aklımda kalan bir örnekten bahsetmek isterim kısaca ve isim vermeden: Yine bir “Digital Blah Blah Konferansı”… Bir zat sahnede… Perdede bir sunum… Sunum da trend halini alan görsel şablona uygun: Tüm slide’ı kaplayan bir fotoğraf ve üzerinde güya “tease” edici bir kelime… Güya minimalist, güya “basit vevurucu”. Konu ya web 2.0 ya da web 3.0′dı tam hatırlamıyorum. Fakat bildiğim şu ki, “Web” kelimesinin yanına gelen sayının artması, sunum sahibinin rütbe ve kıdeminin arttığına gösterge. Sunum ilerliyor, ben bekliyorum neler öğreneceğiz diye. Her zaman olduğu gibi yine son derece muğlak ve sorgulanabilirlikten uzak, kısmen “kehanetimsi” bir takım laflar, sözler. Öylesine muğlak ki herşey, o söylenenleri dinleyen bir kimse de çıkıp “o dediğinin öyle olacağını nerden biliyorsun?” diye soramaz. Bir tiyatrodur oynanıyor işte. Kavramlar, kelimeler havalarda uçuşuyor… Sosyal medya, Web 2.0/3.0, Google, Tagging, Location Based Services vs vs.

Salondaki kitle de çok ilginç ve iki kesimden oluşuyor:

1. Çalıştıkları firmalarda hasbel kader dijital dünyaya dair bir görevde olan ancak ne yaptıklarını net olarak bilmeyenler -ki bu sunumlarda genellikle büyülenenler, herşeyi not edenler bunlar oluyor-

2. Zaten bu piyasanın, bu işlerin en göbeğinde olan ancak “görünürlük” yaratmak adına bu ve benzeri konferansların tümünde arz-ı endam eyleyenler -ki bunlar da zaten dönüşümlü olarak bu etkinliklerin birinde ya da birçoğunda benzer sunuları yapan ve sunanlar oluyor-

Çok önemli bir detay: Bu konferanslara para vererek gelen sayısı oldukça azdır, sponsor firmadaki arkadaştan davetiye dilenir herkes ya da organizatör kendince “celebrity” bellediği üç beş kişiye habire gönderir de gönderir bu davetiyeleri. Bu açıdan da komiktir.

Gelelim sunumların içeriğine:

Çok beylik bir yöntem vardır bu tür sunumlarda: Kimsenin bilmediği düşünülen/sanılan birtakım siteleri, uygulamaları, aplikasyonları sunum içerisine yerleştirip anlatmak (Bu yazının giriş paragrafının varlık nedeni sanırım şimdi daha nettir). Adeta bir “ben guruyum ya, bu siteleri o yüzden biliyorum” mesajıdır bu kitleye. Konferans sırasında da kucağında notebooku ya da elinde iPhone’u ile sair zamanda hiç olmadıkları kadar “online” durumda hazır bekleyen kitle hemen ve canlı olarak sunumda bahsi geçen siteye girer bakar, birşey sanır. Benim kişisel deneyimim odur ki bu sunumlarda perdeye yansıtılıp örnek olarak gösterilen, bahsedilen sitelerin ya da uygulamaların çoğu “tırt” çıkmaktadır. Çünkü zaten aynı amaca hizmet etme vaadinde olan ve sunduğu fayda daha iyi olan diğer tüm siteler, uygulamalar kitlece büyük oraanda bilinmektedir. Yani merdiven altından unutulmuş, bilinmeyen bilgiyi çıkarıp cilalayıp sunma taktiği bir yerden sonra sığdır, kısırdır.

Hele bir de yurtdışından ithal “gurular” var ki işte esas onlardır beni benden alan. En beylik sunumları en fiyakalı video ve ses oyunları ile bezerler, sahneye de bir görsel şölen edasında çıkarlar, hele bir de o basmakalıp lafları Türkçe yerine İngilizce dinlemek yok mudur… İşte o an izleyicinin kafasında olanlar şunlardır: Armageddon’un son sahnesi… Bruce Willis meteoru patlatmış, Ben Affleck ve diğerleri dünyaya geri dönmüşler, mekikten inmişler, Ben Affleck en önde olmak üzere F-16 uçuş düzeni gibi üçgen şeklinde dizilmişler ve kameraya doğru yürümekteler, slow motion, kahramanlarımızla kamera arasında ya sıcak havadan ya da başka bir sebepten titreşen hava akımı var ve bu daha da dramatik bir hava yaratmakta, yaylılar ufak ufak girmeye başlamış… “I could stay awake, just to hear you breathin’…” diyor Steve Tyler… Ve işte konferans salonundaki izleyici de içinden diyor ki: “Evet, ben de bu dijital takımın bir oyuncusuyum, ben de bu piyasadayım ve evet önüm, geleceğim çok açık… Yessss…”. Abartmış olabilirim ama bu civarda bir histir hep.

Özetle:

Öyle dijital guru, trendsetter diye bir kavram yoktur. Bu kişilerin tamamı, Internet dünyasının toplum üzerinde yarattığı ve aşırı fazla (aşırı=gereksiz) enformasyondan doğan kaos, belirsizlik, ele avuca gelmeme, hissedilememe, anlaşılamama, algılanamama dönemini kurnazca bir şekilde fırsata ve devamında da paraya çevirme gayretkeşliğindeki dostlardır. Yani sistem, bilerek ya da bilmeyerek kendi kendisini anlaşılmaz hale getirmek yoluyla kendi içerisinden bazı plastik kahramanlar yaratmıştır. Bu “kahramanların” ömürlerinin ne kadar süreceği konusunda net sonuca varmak kolay değildir.

Günümüz düzeninde kimsenin, bir başkasının vereceği ve tecrübeye dayalı olmayan bilgiye ihtiyacı yoktur çünkü zaten herşey Google’dır, oradadır. Değer zincirine sonradan ve ittire kaktıra dahil olan bu tür ara kademeler geçici bir süre varlık gösterebilirler, bu geçiş dönemlerinde bu kişilere ihtiyaç da olabilir ancak daimi bir varlıktan söz etmenin mümkün olduğuna ben şahsen inanmıyorum.

Bu konferanslarda, seminerlerde de bunalıyorum çünkü hem bildiklerimi farklı dillerde anlatıyorlar bana, hem de şarap genelde Angora oluyor ;)

 

PS: Bu konferansların kokteyllerinde ya da sigara-kahve molalarında dönen saçma sapan “business” muhabbetleri hakkında da ayrıca yazacağım. Bunlar daha da komik… Durmaksızın birbirine “tık, klik, CTR, CPM, CPA…” soran, köpekbalığı ruhlu bir yumak insanın anatomisini inceleyeceğiz bu yazıda.

StumbleUpon.com

Tags: , , ,

Please leave a comment

  1. Fatih Taşkıran Says:

    Oldukça negatif bir bakış açısı gibi gözükmekle birlikte harika tespitler yapmışsınız efendim. Tebrikler, elinize sağlık.

  2. Altug Says:

    Kıvanc senin bu sesli dusunme ve bunu yaziya alma kabiliyetin beni hep sosyolojik, psikolojik ve felsefik sorulara gark etmiştir oldu molası.

Leave a Comment