Türk müzik sektörünün telif çıkmazı ve sınırsız müzik hayalimiz

Posted on September 15th, 2009, by M. Kıvanç Önder

Serdar Kuzuloğlu dün bloguna yazmış olduğu yeni bir yazının bağlantısını FriendFeed’de paylaştı. Ve sosyal medyadaki ahaliye, birlikte tartışmak üzere bir de konu başlığı hediye etti:

“Paylaşım vergisi olur mu?”

Daha doğrusu bu soru, yola çıkış noktasıydı. Esas amaç, bu sorudan hareketle, Türkiye’de sabit fiyata sınırsız müzik dinlemenin herhangi bir yolu var mıdır ve/veya neler yapılırsa, müzik sektörünün dillere sakız olmuş sorunu giderilir, sokaktaki vatandaş da makul fiyata müziğini dinler. FriendFeed’de bu eksende epey yazıştık. Bu yazışmada ortaya çıkan genel kanıyı, bakışı ben özellikle yazımda özetlemeyeceğim, zira benim “genel kanı” dediğime bir başkası daha değişik bir açıdan, hatta belki de tam karşı kıyıdan bakabilir.

Peki bu yazıyı ben neden yazdım?

Konu ile ilgili olarak kendi çözüm önerimi paylaşmak, belirli adreslere de bir iki eleştiri kelamı etmek için…

Bilindiği üzere müzik sektörü birkaç farklı oyuncunun yer aldığı bir alan. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz:

  1. Yapım şirketleri
  2. Yorumcular
  3. Söz yazarları
  4. Besteciler
  5. Meslek Birlikleri (MÜYAP, MESAM, MÜYORBİR, MSG)
  6. Tüketiciler (Yani biz, hepimiz)

Tabi bir de müziğin “tüketicilere” yani bize gerek fiziksel, gerekse de dijital yöntemlerle ulaşmasına aracılık eden kurumlar, firmalar var. Fiziksel aracılığa örnek olarak D&R mağazalarını, dijital aracılığa örnek olarak ise TTNet Müzik servisini verebiliriz.

Gelelim bugün müzik sektöründeki herkesin dilinden düşürmediği nameye: “Korsan çok arttı, albüm satışları düştü, kan kaybediyoruz”. Durum tespiti olarak ele alındığında bu çok doğru, bu söylem yüzde yüz gerçek diyebiliriz. Gerçekten de özellikle illegal olarak Internet ortamındaki farklı araçlar veya siteler aracılığıyla indirilebilen eserler nedeniyle sadece CD satışları düşmekle kalmadı, bir dönem sokak aralarında tezgahta korsan CD satan kişilerin de bu işten ekmek yiyemez noktaya gelişine sebep oldu.

Sorunu bu şekilde somutlaştırdıktan sonra gelelim ikinci etaba. Müzik sektöründeki oyuncular; başta da yapımcılar ve sanatçılar bence ısrarla devrin değiştiğini ve bundan sonra hiçbir zaman, evet hiçbir zaman eski düzene dönülmeyeceğini anlamak istemiyorlar. Bence bugün “korsan” olarak adlandırdığımız davranış biçimi sistemin bütünü içerisinde “doğal” olan halini almıştır. Yani artık bundan sonra hiç kimse bir CD için 14, 15, hatta kimi zaman 30 TL ücret ödemeyecektir. Bu devir kapanmıştır. Müzik eserlerine, yani “içeriğe” erişim Internet sayesinde kolaylaştıkça ve hızlandıkça, alışık olunan “müziğe para verme” eksenli davranış biçimi de ortadan kalkmıştır. Bu durumu şuna benzetebiliriz: Eskiden arabalarda klima ya yoktu ya da opsiyoneldi, şimdi ise standart. Ve bugün klimasız arabaya satmakta ısrarcı olan hiçbir marka hayatta kalamaz zira konfor alışkanlığı, beklenti çıtasının yüksekliği değişmiştir. Zaman dediğimiz şey, müzik tüketim şekil ve sıklığımızı da değiştirmiştir. Bu kadar somut, net, basit bir gerçektir bu.

Hal böyleyken düşünce ve davranış biçimimizi de mevcut düzene adapte etmemiz şarttır. Tek tek insanları evlerinde Internet’ten parça indirirken yakalayıp cezalandırmak gibi ütopik birşeyi başaramayacağımıza göre iş modellerini bu yeni, mevcut davranış biçimine adapte etmeliyiz.

Burada öncelikle Meslek Birlikleri ve yapım firmalarına çok ciddi görev düşüyor. Şunu görmeleri lazım ki artık eski günler geride kaldı. Teknoloji geliştikçe davranış şekli değişen insanlara göre artık onlar da değişmeliler.

2005-2006 senelerinde Doğan Grubu bünyesinde “Muzi” markası ile hayata geçirilen dijital müzik satış projesinin yöneticilerindendim. Muzi’de bir parçayı 1 TL’den satmayı hedeflemiştik. Bu 1 TL’nin ise genellikle 0,60 - 0,65 TL’lik kısmı doğrudan telif olarak bizden çıkıyordu. Dolayısıyla geriye kalan 0,35 TL ile operasyonun diğer giderlerini, teknolojik yatırımları finanse etmek mümkün görünmüyordu. Tam da bu yüzden içerik satışının yanına cihaz yani MP3 çalar satışını da abonelik kurgularıyla entegre etmiştik.

Bu tarifeleri Meslek Birlikleri belirliyordu ve hala da bu düzen böyle. Kişisel görüşüm, bu tarifelerin, sokağın nabzı tutulmaksızın, masa başında, sadece “ne yaparız da dijital müzik satışından da CD’deki karlılığı yakalarız” vizyonuyla şekillendirilmiş olduğu yönünde. Ancak bir gerçek vardı ki hiç kimse tek tek şarkı başına 1′er TL vermeye niyetli değildi çünkü zaten başka yerlerden bedava indirebiliyorlardı. Yazılıp çizilen, strateji dökümanlarında yer bulan tüm sözde rasyonel gerekçeler müşterinin umrunda değildi. Daha da önemlisi “korsan müzik indirmek hırsızlıktır, başkasının emeğini çalmayın, lütfen müziğe para verin” söylemlerine (teranelerine) de kimsenin kulak astığı yoktu. Hatta iş o noktadaydı ki kamera karşısında “lütfen korsana yönelmeyin” diyen sanatçılar dahi evlerinde bedava olarak meslektaşlarının parçalarını indiriyorlardı… Internet’ten…

İşin özeti şu ki artık açgözlülük devri bitti. Ağlayıp sızlanmak ne yapımcılara, ne sanatçılara, ne de sektörün geneline hiçbirşey kazandırmayacak. Tek tek müzik paylaşım sitelerini kapatmayla, P2P yazılımlarını kanun gücüyle engellemeyle de bu iş hiçbir yere varmamıştır ve varmayacaktır.

Artık “korsan” tabir edilen davranış şeklinin “default” olduğunu kabul etme ve buna göre aksiyon alma zamanıdır.

Vatandaş artık müziği mümkünse bedava, olmuyorsa da çok ucuz bir şekilde tüketmek istemektedir. Ve zeka parıltısı barındıran iş modellerini kurgulamak da artık aracılarıın ve sektörün görevidir. Şarkı başına 0,65 TL telif maliyetinin olduğu bir düzenin ise çok zekice kurgulandığını söyleyemeyeceğim. Zaten sürecin ilerleyen safhalarında meslek birliklerinin kendileri de talep ettikleri telifler yüzünden olması muhtemel bu işin olmaz hale geldiğini kısmen de olsa anlamaya başlamışlardı ve belirli adetler üzerinden toplu teliflendirme mekanizmalarını konuşmaya razı olmuş gibi görünüyorlardı.

Bundan sonrası için aylık sabit bedel ödenen ve sınırsız şarkı dinleme/indirme/paylaşma olanağı sunan modeller geçerli olacaktır. Hele hele birisi çıkıp bu sabit bedeli de almaksızın bu işi becerebilirse -ki aslında formülü çok basittir- işte o zaman bu oyun keyiflenir, ne idüğü belirsiz tiplerin çıkarttığı albümümsü şeyler de piyasadan temizlenir, gider. Bugün itibariyle müzik sektörü için amaç dijital ortamdaki telif rakamlarını olabildiğince yukarı çekerek kazanç arttırmak değil, tam tersine bu maliyetleri minimumda tutarak hizmetin tüketiciye makul bedellerle ulaşmasına destek vermektir. Zaten dijital ortamda şarkı satışının telifinden kısa vadede hiçkimsenin zengin olması da beklenmemelidir (Beklentisi bu olanların ise yeni çağın dinamiklerini anlamamış oldukları aşikardır). Bu, orta vadede yeşerecek bir meyve ağacının tohumlarını atmaktır. Öncelik, halihazırda kan kaybeden hastanın kanamasını durdurmak, devamında da tedavisini yaparak ayağa kalkıp koşabilir noktaya gelmesini sağlamaktır. Acil servise gelmiş hastanın 2 saat içerisinde koşmasını hedefleyerek yapılacak müdahale de zaten muhtemelen hastayı kaybetmeye giden bir yol olacaktır.

Somutlaştıralım:

  • Telif tarifeleri CİDDİ ölçüde aşağıya çekilmeli.
  • Bu süreçte mümkünse Meslek Birlikleri sürecin hakemliğini kendileri üstlenmek yerine ürünü birebir tüketiciye ulaştıran aracı firmalara devretmeli.
  • Hatta eğer yapılabilinirse müzik endüstrisi, sinema endüstrisi, kitap dünyası gibi fikir ve sanat eserlerinin tümünün yeni dünya düzenindeki, dijital çağdaki dağıtım, edinim ve hak koruması konularında uzmanlaşacak, sadece telifin dijitalleşmesi konusunda ehil bir yeni birim, kuruluş oluşturulmalı. SÜrecin yöneticiliği de bu yapıya emanet edilmeli.
  • Aylık sabit bir bedelin alındığı (mesela 10 TL) bir sistemin tahsilat tarafının yerleşmesi için operatörlerin, düzenli tahsilat yapan kurumların yapıcı ve makul taleplerle sisteme dahil edilmesi gereklidir.
  • Müziği tüketiciye ulaştırma işlevini yerine getirecek yapıların, ilk akla gelenden biraz daha yaratıcı iş modelleri ile, yapabiliyorlarsa telif yükünü tüketiciye değil “reklamveren” olarak konulandırılacak markalara finanse ettirmeleri gereklidir.
  • Müziğin edinim sürecinde “operasyonel mükemmeliyet” mutlaka birinci planda tutulmalı, tüketicinin görmesinin gerekmediği, görmesi halinde canının sıkılacağı her türlü ara adım, engel, sorun, modül yokedilmelidir.
  • Aylık ücretli modelde toplanan gelir; dönem sonunda yapımcı firma, yorumcu, besteci, sözyazarı arasında, kriterleri polemiğe elvermeyecek şekilde netleştirilecek bir derecelendirme modeliyle paylaştırılmalıdır.

Yukarıda yazdıklarıma alternatif olabilecek, daha ütopik model ise Türkiye sınırlarında alışverişi yapılan tüm ürünlerin ya da belirli ürün gruplarının fiyatları üzerinden çok çok ufak bir vergi tahsil etmek olabilir (Sadece sigara bile olabilir). Bu oran binde bir veya onbinde bir dahi olabilir. Oluşan vergi geliri de sektör oyuncularına dağıtılır, müzik bedava olur, Türkiye de bunu doğru pazarlayabilirse (ki bu noktada ciddi endişelerim var) yaratacağı ulusal ve uluslararası medya kaldıracı sayesinde hem içeride hem de dışarıda bu işin iletişimini çok rahat yapabilir, başta oluşması muhtemel tepkileri absorbe edip görünümü pozitife çevirebilir.

Ama diyorum ya… Ütopik…

StumbleUpon.com

Tags: , , , , , , ,

Leave a Comment